1998 yılında, ABD’nin San Fransisco eyaletinde bir trans kadın, Rita Hester, evinde bıçaklanmış bir şekilde bulundu.
Rita Hester’ın ardından “Ölümümüzü Hatırlamak” adıyla başlatılan mumlu nöbet tutma eylemi sonrasında transfobik nefret ve önyargıdan dolayı şiddet gören ve öldürülen trans bireylerin onuruna ve trans görünürlüğünün arttırılması amacıyla 20 Kasım haftasının anma haftası olması için dünyanın dört bir tarafına çağrılar yapılmaya başlandı.
Türkiye’de de son birkaç yıldır LGBT örgütleri tarafından 20 Kasım haftası çeşitli etkinliklerle anılıyor. Türkiye’de her yıl onlarca trans nefret cinayetine kurban gidiyor, gündelik yaşamda da sürekli olarak nefret suçlarına ve söylemlerine maruz kalıyor. 2011 yılında bu sayı kasım ayı itibariyle –bilindiği kadarıyla- 9 trans kadın, 2010 yılında da 15 trans kadın nefret cinayetlerine kurban gitmiştir.
Hiçbir anayasal koruma ve siyasi temsiliyet olmadığı için trans bireylere yönelik suçlar sürekli olarak artmakta, son dönemde git gide yükselen muhafazakar ve milliyetçi akımlar nedeniyle trans bireylerin hayatı git gide cehenneme dönüyor. Cinsiyet geçişi operasyonlarında dayatılan zorluklar, gündelik yaşam içerisinde karşılaşılan zorlaştırmalar yüzünden translar için hayat günden güne içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Bugün Nefret Suçu Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü Yürüyüşü’nü düzenliyoruz, çünkü her günün her dakikasında “Acaba bir arkadaşımız daha öldürüldü mü?” endişesiyle uyanmaktan yorulduk, her gün “Acaba bugün bir arkadaşımıza saldırılacak mı?” tehdidiyle yaşamaktan usandık. En son geçen hafta pazar günü, Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi bir arkadaşımız Hisarüstü Mahallesi’nde bir mekanda arkadaşlarıyla otururken önce transfobik bir tepkiye maruz kaldı, arkasından bunla yetinmeyen yaklaşık on kişilik bir grup ırkçı söylemlerle arkadaşımızın arkasından saldırarak darp ettiler. Onlara göre suçu ibne olmaktı, fiziksel şiddeti hak etmesi son derece de olağandı.
Trans bireyler bir yandan nefret söylemlerine, nefret suçlarına maruz kalırken, bir yandan da gündelik hayatları içerisinde onlarca kısıtlamaya maruz kalıyor. İstihdam alanı yaratılmadığı için seks işçiliği yapmak zorunda bırakılan trans-kadınlar, cinsiyet geçiş sürecinde olanca zorlukla karşılaşan trans-erkekler neredeyse sağlıklarından, hayatlarından olacak hale gelirken, onlarca öldürülmüş insanın kanını elinde taşıyan, insanlara iş vermeyerek açlığa mahkum eden erkek egemen heteroseksist düzen, zaten zorlaştırdığı hayatı iyice çekilmez kılmakta.
Yıllardır hayatımızı korumakla mükellef devletin eliyle onlarca nefret söylemi inşa edilmekte, LGBT bireyler hasta ilan edilmekte, “Eşcinseller de özgürlük istiyor. Verecek miyiz?” laflarına maruz kalmakta. Nefret cinayetlerini işleyenlere daha ağır cezalar verilmesini talep edip, caydırıcı olmasını beklerken, mahkemeler her davayı uzattıkça uzatmakta, sudan sebeplerle ağır tahrik indirimi uygulayarak neredeyse nefret cinayetlerini işleyenleri ödüllendirmekte. Polisin karakollardaki, trans-kadınların çalıştıkları yerlerdeki hukuksuz, tacizkar ve haraçkar fiilleri ise hayatlarımızı daha da yaşanmaz hale getirmekte.
İnsanların tahammülsüzlüğü hat safhada yaşadığı, her gün kadınların öldürüldüğü, her ay sayısızca nefret suçunun işlendiği bu topraklarda artık yeter diyoruz. Türkiye’de yaşayan tüm trans bireyler olarak haklarımızın anayasal güvence altına alınması, istihdam sağlanması için gerekli çalışmaların yapılması, nefret cinayetlerinin bir an evvel aydınlatılması, katillerin nefret suçu ilkesiyle yargılanması ve caydırıcı cezalar almasını talep ediyoruz. Anayasanın ayrımcılığa karşı maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eklenmesini istiyoruz.
Translar her zaman vardı, hala var ve var olmaya devam edecek. Herkesin istediği gibi yaşayabildiği, istediğini sevebildiği özgürce bir dünyayı kurmak için !
0 yorum:
Yorum Gönder